Sınıf Savaşımı, Sosyalist Devrim Ve İşçi Sınıfının Öncü Rolü

Önsöz
- yüzyılın ilk çeyreği dolmak üzere. SSCB’nin çözülüşünün üzerinden 35 yıl (1989 olarak ele alırsak) geçti. Ekim Devrimi’nin zaferinin 107 yılı kutlandı. Paris Komünü’nün üzerinden 154 yıl geçti. Ve işçi sınıfının, bilimsel teori ile, Marksizmle tanışmasının üzerinden 177 yıl (Komünist Manifesto’nun yayınlanması 1848’dir. Elbette öncesi vardır, ama diyelim ki, Komünist Manifesto’yu temel almış olalım) geçti.
Bu kısa olmayan tarih, işçi sınıfının, kapitalist sisteme karşı, savaşsız, sınıfsız ve sömürsüz bir dünya kurma savaşımının deneyleri ile doludur. Bu tarih, iki sınıfın, burjuvazi ve işçi sınıfının savaşımı tarihidir. Bu tarih, egemen burjuvazinin, iktidarını işçi sınıfına kaybettiği ve buna rağmen dünya çapında karşı saldırı ile egemenliğini sürdürdüğü tarihtir. Bu tarih, insanlığın en gelişmiş mücadele örneklerinin yazıldığı bir tarihtir.
Bugün, dünya işçi sınıfı, yeni bir devrimci diriliş döneminin arifesindedir. Komünist Manifesto’nun yazıldığı dönemde, “Avrupa’nın üzerinde dolaşan bir hayaletten, komünizm hayaletinden” söz edilmekteydi. Manifesto bu vurguya yer verir. Bu hayalet, birçok kere vücut buldu. Paris Komünü’nde işçi sınıfının iktidarının ilk örneği ortaya çıktı. Ekim Devrimi’nde, Paris Komünü’nden 46 yıl sonra, işçi sınıfı iktidarı alıp burjuva devlet makinasını parçalamayı başardı. Ve bugün, SSCB’nin yenilgisinin ardından, dünya işçi sınıfı, insanın insan tarafından sömürülmesine son verme davasının zaferi için, bir yeni diriliş dönemine girmiştir.
SSCB, kurulurken, işçi sınıfı, devrim kendini bir “ulusal kimlik” ile tanımlamadı. Örneğin Rus demedi vb. Adına “Sovyet” dedi. Ve dikkat edilsin, aynı zamanda bir coğrafî tanım da yapmadı. Dünya işçilerinin birliği, yani enternasyonalizm temelinde bunu gerçekleştirdi.
Evet, 1990’da SSCB çözüldü. Bu, işçi sınıfının tarihinde bir yeni yenilgi demektir. Öyle olmuştur. Gelecekteki devrimci zaferin, bir çeşit önceden ödenmiş bedeli gibidir.
35 yıldır, yani SSCB çözüldükten bu yana, burjuva cephe, tüm güçleri ile, artık sosyalizmin mümkün olmayacağını, komünizm hayalinin öldüğünü, hattâ işçi sınıfının artık işçi sınıfı olarak da var olmadığını vb. işleyerek, yoğun bir ideolojik saldırı yürütmektedir. Katliamlarına daha önce görülmemiş yalan ve karartma politikalarını eklediler, ekliyorlar. Cennetlerini kaybetme korkusu ile, tüm güçleri ile saldırıyorlar.
Ve bu saldırı, çok boyutlu bir saldırıdır. Burjuvazi, egemenler, uluslararası tekeller, ellerinde tuttukları tekelci basın aracılığı ile, etkili bir karartma yürütmektedir. Bu, yaşamın her alanını sarmıştır ve sıradan günlük olaylarda bile, bu karartma son derece etkilidir. Madem işçi sınıfı artık “yok”tur, madem, işçi sınıfı devrimci bir rol oynayamaz, madem komünizm hayali bitmiştir, bunca ideolojik saldırı, bu devasa karartma niye yapılmaktadır? Korkunuzun nedeni nedir?
Gerçekte egemenler, tekeller (“tekeller” yerine, “tekelci sermaye” yerine, tekelci kapitalizmi unutmadan burjuvazi denmesinde hiçbir sakınca yoktur), gelişmekte olan devrimden, yerin altını kazmakta olan köstebekten, işçi sınıfının daha güçlü ayağa kalkmasından korkmaktadırlar. Son yıllarda, bazı burjuva “düşünce kuruluşları” (bunlara burjuvazinin ideoloji üretim merkezlerinin mutfağı diyebilirsiniz) yeniden komünizm tehdidinden söz etmektedir. Haklıdırlar, komünizm hayaleti yeniden dolaşmaya başlamıştır ve bu sefer tüm dünyanın üzerinde dolaşmaktadır, sadece Avrupa’nın üzerinde değil. Demek hayaletler bir kere gelmezmiş ve tekrar tekrar gelme özelliğine de sahipmiş.
Son 35 yıldır, burjuvazi, tekeller, eski söylemlerini yeniden güncellediler ve bazan felsefî bir tartışma olarak, bazan bir teorik tartışma olarak yeniden sahneye sundular. İşçi sınıfını, devrimcileri yollarından çevirmek için, eski oyunlarını yeni kelimelerle sunmaya başladılar.
Tekeller çağı, çürüme çağıdır.
Tekeller, para ile basını, gazetecileri, “aydın”ları, “düşünür”leri, profesörleri, bilim insanlarını beslemektedir. Onlara, birçok düşünce kuruluşu mutfağından, karanlık menüler sunmaları için yollar açmaktadır. 1870’lerin köhnemiş düşüncelerini, şarkı nakaratı gibi tekrarlamalarını istemektedir. Bu yolla, işçi sınıfının devrimci mücadeleye yönelişini önlemek, bilimsel düşünceyi yolundan etmek istedikleri açıktır.
Zaten tekeller çağında başka da bir şey beklenemez. Bu çağ, burjuvazinin gericilik çağıdır ve onların “olumlu” bir üretimleri olamaz. Bu yüzden, tekeller çağında, mal üretir gibi, medya aracılığı ile üretilmiş düşünür, üretilmiş aydın, üretilmiş yazar, üretilmiş sanatçı vb. dışında bir “olumlu” adımları olamaz. Bu da “olumlu” değildir, sadece düşünceleri değil, kendileri de meta olan bu “gözde yönlendiriciler”, çürümenin en açık göstergeleridir. Bu nedenle, “aydın”ları karanlık üretir, sanatçıları pazar malı, bilim adamları “teknoloji” adına esaret üretir durumdadır. Tekeller çağında, ne romanları kalıcıdır ne müzikleri, ne sanatçıları, ne felsefeleri, ne yazarları.
Bu nedenle, sisteme karşı belli bir dönem de olsa mücadele etmiş, sonra “pişmaniye” olmuş tanınmış kişileri devşirmekte ustalaşmaktadırlar. Onları şişiriyorlar, bant üretimin üzerine alıyorlar ve kullanıp hızla tüketiyorlar.
Tekeller çağı, tüketim toplumu çağıdır ve her şeyi, her ilişkiyi metalaştırmak bu çağın gereğidir. Bu nedenle, hiçbir sanatsal üretimleri olamaz.
Ama bu arada, çok ama çok “kavram” uydururlar. Hiç sonu gelmeyecek biçimde her ambalaj değişiminde mallar için buldukları yeni adlar gibi, sanatsal alanda da adlar üretirler. “Çağdaş sanat” böyledir. Oysa sanatçı, hangi çağda yaşarsa yaşasın, o çağda sanat yapmıştır ve o dönemin “çağdaş”ıdır. Cilalı bir isim olarak “çağdaş sanat”, aslında sanata karşı bir çeşit haçlı seferi olarak ele alınabilir. Yarın, onun yerine başka bir kavram bulacaklardır. Bu yolla, sürekli bilinci bölmekte, gerçekliği anlaşılmaz hâle getirmektedirler.
Demek ki, 35 yıldır, sürekli olarak 1870’lerden beri öne sürdükleri görüşleri, yeniden ve yeniden öne sürmeleri boşuna değildir. Ve içinden geçilen dönemde sınıf mücadelesi geri düşmüş ise, bu fikirler elbette yer bulmaktadır. Ve bu fikirler, sol içinde yer bulmaktadır. Marx’ı Engels’e, Lenin’i Marx’a karşı çıkartmak ve bunları yaparken, hep işçi sınıfına saldırmak, hep devrime, iktidarı alma mücadelesine saldırmak, işçi sınıfının öncülerinin aklını bulandırmak, sonu gelmez bir biçimde sürdürülmektedir.
Burjuva ideologları, yanlarına bu eski solcu dönekleri, devşirmeleri alarak, işçi sınıfına saldırırken, başlıca şu noktalardan saldırmaktadırlar:
– Sınıf savaşımı bitmiştir. Çünkü işçi sınıfı diye bir şey yoktur ya da varsa da eskisi gibi değildir (Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ama bunlar, işçi sınıfının yaşama ve çalışma koşullarındaki en küçük bir değişikliği kanıt olarak sunup, işçi sınıfı eskisi gibi değildir, cümlesini kurduklarında kastettikleri, onun artık devrimci olmadığı ya da devrimde bir çıkarının olmadığıdır).
– Hadi diyelim sınıf savaşımı var, o hâlde devrim gerekli değildir, zordur, yapılamazdır ya da son derece otoriter bir şeydir, kaçınılması gereken bir şeydir.
– Sınıf savaşımının, işçi sınıfının iktidarı ve burjuva devletin parçalanması sonucu, proletarya diktatörlüğüne dönüşmesi kötüdür, şart değildir ya da iyi bir şey değildir.
– İşçi sınıfının iktidarı için, proletaryanın devrimci bir partisinin, hele hele, Leninci, illegal örgütlü bir çelik disiplinli ve savaşkan partinin varlığı, zaten anti-demokratiktir, kaçınılması, uzak durulması gereken bir şeydir.
Tüm bunları yaparken, Lenin, Marx, Engels ve diğer devrimci önderler, sürekli birbirine karşı çıkartılırlar.
Sürekli olarak “yeni”lenmekten söz ederler ama sürekli olarak eski yemekleri, hem de en bayat hâlleri ile, yeni bir ambalaj içinde karşımıza çıkartırlar.
Oysa tüm bunlara rağmen, sınıf savaşımı sürmektedir. Ve üstelik, dünyanın son 35 yılında devrim cephesinde, birkaçı bir yana bırakılırsa, dünyanın birçok ülkesinde, gelişmiş bir örgütlü mücadele yok iken. Bir ülkede devrimci mücadele yenilmiş ya da geri düşmüş ise dahi, orada sınıf savaşımı sürmektedir. Tüm burjuva devlet aygıtı, bunun örneklerini ortaya koyacak şekilde şiddetli bir mücadele yürütür, yürütmektedir. Yani, hiç de sınıf savaşımı bitmiştir diyerek, işçi sınıfına, devrimci harekete karşı mücadele etmekten geri duruyor değildirler. Sadece bu durum bile, egemenin paralı yazarlarının her adımda yalan söylediklerini kanıtlar. Sınıf savaşımı bitmiş ise, burjuva devlet işçilere, toplumsal muhalefete neden baskı ve şiddeti daha da fazla artırmaktadır? Tek başına bu, sınıf savaşımının varlığını ve sürmekte olduğunu onlar tarafından da kabul edilen bir gerçeklik olarak ortaya koymaya yeter.
Elbette sınıf savaşımının günümüzdeki hâl ve durumu, birçok açıdan bir tartışma konusu edilebilir. Elbette mücadele edenler için, egemene karşı nasıl bir mücadele yürütüleceği, hem teorik hem de pratik bir sorun olarak, bir tartışma konusu olarak ortadadır. Ki bizim dikkat noktamız burasıdır ve burası olmalıdır. Bu eski söylemlerin, işçi sınıfı ve onun devrimci mücadelesine karşı ideolojik haçlı seferinin karşısında bilimle, net bir duruşla yer almak, devrimci hareketin vazgeçilmez görevlerinden biridir. İşçi sınıfının öncüleri, devrimciler, sınıf mücadelesinin bugünkü koşullarda işçi sınıfı adına bir zaferle sonuçlanmasının yol ve yöntemleri üzerine tartışırken, bu haçlı seferine karşı da durmak zorundadırlar.
Hele hele bugün, işçi sınıfının yeni bir dirilişin arifesinde olduğu bugün, dünyanın savaş ile bu savaşı durduracak sosyalist devrimler arasında sıkıştığı bugün, devrim ve gelişmekte olan devrimde işçi sınıfının rolü üzerine tartışmak gereklidir.
Elinizdeki bu çalışma, bu amaçla kaleme alınmıştır. Esas olarak bölgemiz ve ülkemizdeki devrim üzerine yoğunlaşmış olsa da, elbette, meseleyi devrimin teorik ve pratik sorunları açısından ele almayı hedeflemektedir.
- Açıklama
Önsöz
- yüzyılın ilk çeyreği dolmak üzere. SSCB’nin çözülüşünün üzerinden 35 yıl (1989 olarak ele alırsak) geçti. Ekim Devrimi’nin zaferinin 107 yılı kutlandı. Paris Komünü’nün üzerinden 154 yıl geçti. Ve işçi sınıfının, bilimsel teori ile, Marksizmle tanışmasının üzerinden 177 yıl (Komünist Manifesto’nun yayınlanması 1848’dir. Elbette öncesi vardır, ama diyelim ki, Komünist Manifesto’yu temel almış olalım) geçti.
Bu kısa olmayan tarih, işçi sınıfının, kapitalist sisteme karşı, savaşsız, sınıfsız ve sömürsüz bir dünya kurma savaşımının deneyleri ile doludur. Bu tarih, iki sınıfın, burjuvazi ve işçi sınıfının savaşımı tarihidir. Bu tarih, egemen burjuvazinin, iktidarını işçi sınıfına kaybettiği ve buna rağmen dünya çapında karşı saldırı ile egemenliğini sürdürdüğü tarihtir. Bu tarih, insanlığın en gelişmiş mücadele örneklerinin yazıldığı bir tarihtir.
Bugün, dünya işçi sınıfı, yeni bir devrimci diriliş döneminin arifesindedir. Komünist Manifesto’nun yazıldığı dönemde, “Avrupa’nın üzerinde dolaşan bir hayaletten, komünizm hayaletinden” söz edilmekteydi. Manifesto bu vurguya yer verir. Bu hayalet, birçok kere vücut buldu. Paris Komünü’nde işçi sınıfının iktidarının ilk örneği ortaya çıktı. Ekim Devrimi’nde, Paris Komünü’nden 46 yıl sonra, işçi sınıfı iktidarı alıp burjuva devlet makinasını parçalamayı başardı. Ve bugün, SSCB’nin yenilgisinin ardından, dünya işçi sınıfı, insanın insan tarafından sömürülmesine son verme davasının zaferi için, bir yeni diriliş dönemine girmiştir.
SSCB, kurulurken, işçi sınıfı, devrim kendini bir “ulusal kimlik” ile tanımlamadı. Örneğin Rus demedi vb. Adına “Sovyet” dedi. Ve dikkat edilsin, aynı zamanda bir coğrafî tanım da yapmadı. Dünya işçilerinin birliği, yani enternasyonalizm temelinde bunu gerçekleştirdi.
Evet, 1990’da SSCB çözüldü. Bu, işçi sınıfının tarihinde bir yeni yenilgi demektir. Öyle olmuştur. Gelecekteki devrimci zaferin, bir çeşit önceden ödenmiş bedeli gibidir.
35 yıldır, yani SSCB çözüldükten bu yana, burjuva cephe, tüm güçleri ile, artık sosyalizmin mümkün olmayacağını, komünizm hayalinin öldüğünü, hattâ işçi sınıfının artık işçi sınıfı olarak da var olmadığını vb. işleyerek, yoğun bir ideolojik saldırı yürütmektedir. Katliamlarına daha önce görülmemiş yalan ve karartma politikalarını eklediler, ekliyorlar. Cennetlerini kaybetme korkusu ile, tüm güçleri ile saldırıyorlar.
Ve bu saldırı, çok boyutlu bir saldırıdır. Burjuvazi, egemenler, uluslararası tekeller, ellerinde tuttukları tekelci basın aracılığı ile, etkili bir karartma yürütmektedir. Bu, yaşamın her alanını sarmıştır ve sıradan günlük olaylarda bile, bu karartma son derece etkilidir. Madem işçi sınıfı artık “yok”tur, madem, işçi sınıfı devrimci bir rol oynayamaz, madem komünizm hayali bitmiştir, bunca ideolojik saldırı, bu devasa karartma niye yapılmaktadır? Korkunuzun nedeni nedir?
Gerçekte egemenler, tekeller (“tekeller” yerine, “tekelci sermaye” yerine, tekelci kapitalizmi unutmadan burjuvazi denmesinde hiçbir sakınca yoktur), gelişmekte olan devrimden, yerin altını kazmakta olan köstebekten, işçi sınıfının daha güçlü ayağa kalkmasından korkmaktadırlar. Son yıllarda, bazı burjuva “düşünce kuruluşları” (bunlara burjuvazinin ideoloji üretim merkezlerinin mutfağı diyebilirsiniz) yeniden komünizm tehdidinden söz etmektedir. Haklıdırlar, komünizm hayaleti yeniden dolaşmaya başlamıştır ve bu sefer tüm dünyanın üzerinde dolaşmaktadır, sadece Avrupa’nın üzerinde değil. Demek hayaletler bir kere gelmezmiş ve tekrar tekrar gelme özelliğine de sahipmiş.
Son 35 yıldır, burjuvazi, tekeller, eski söylemlerini yeniden güncellediler ve bazan felsefî bir tartışma olarak, bazan bir teorik tartışma olarak yeniden sahneye sundular. İşçi sınıfını, devrimcileri yollarından çevirmek için, eski oyunlarını yeni kelimelerle sunmaya başladılar.
Tekeller çağı, çürüme çağıdır.
Tekeller, para ile basını, gazetecileri, “aydın”ları, “düşünür”leri, profesörleri, bilim insanlarını beslemektedir. Onlara, birçok düşünce kuruluşu mutfağından, karanlık menüler sunmaları için yollar açmaktadır. 1870’lerin köhnemiş düşüncelerini, şarkı nakaratı gibi tekrarlamalarını istemektedir. Bu yolla, işçi sınıfının devrimci mücadeleye yönelişini önlemek, bilimsel düşünceyi yolundan etmek istedikleri açıktır.
Zaten tekeller çağında başka da bir şey beklenemez. Bu çağ, burjuvazinin gericilik çağıdır ve onların “olumlu” bir üretimleri olamaz. Bu yüzden, tekeller çağında, mal üretir gibi, medya aracılığı ile üretilmiş düşünür, üretilmiş aydın, üretilmiş yazar, üretilmiş sanatçı vb. dışında bir “olumlu” adımları olamaz. Bu da “olumlu” değildir, sadece düşünceleri değil, kendileri de meta olan bu “gözde yönlendiriciler”, çürümenin en açık göstergeleridir. Bu nedenle, “aydın”ları karanlık üretir, sanatçıları pazar malı, bilim adamları “teknoloji” adına esaret üretir durumdadır. Tekeller çağında, ne romanları kalıcıdır ne müzikleri, ne sanatçıları, ne felsefeleri, ne yazarları.
Bu nedenle, sisteme karşı belli bir dönem de olsa mücadele etmiş, sonra “pişmaniye” olmuş tanınmış kişileri devşirmekte ustalaşmaktadırlar. Onları şişiriyorlar, bant üretimin üzerine alıyorlar ve kullanıp hızla tüketiyorlar.
Tekeller çağı, tüketim toplumu çağıdır ve her şeyi, her ilişkiyi metalaştırmak bu çağın gereğidir. Bu nedenle, hiçbir sanatsal üretimleri olamaz.
Ama bu arada, çok ama çok “kavram” uydururlar. Hiç sonu gelmeyecek biçimde her ambalaj değişiminde mallar için buldukları yeni adlar gibi, sanatsal alanda da adlar üretirler. “Çağdaş sanat” böyledir. Oysa sanatçı, hangi çağda yaşarsa yaşasın, o çağda sanat yapmıştır ve o dönemin “çağdaş”ıdır. Cilalı bir isim olarak “çağdaş sanat”, aslında sanata karşı bir çeşit haçlı seferi olarak ele alınabilir. Yarın, onun yerine başka bir kavram bulacaklardır. Bu yolla, sürekli bilinci bölmekte, gerçekliği anlaşılmaz hâle getirmektedirler.
Demek ki, 35 yıldır, sürekli olarak 1870’lerden beri öne sürdükleri görüşleri, yeniden ve yeniden öne sürmeleri boşuna değildir. Ve içinden geçilen dönemde sınıf mücadelesi geri düşmüş ise, bu fikirler elbette yer bulmaktadır. Ve bu fikirler, sol içinde yer bulmaktadır. Marx’ı Engels’e, Lenin’i Marx’a karşı çıkartmak ve bunları yaparken, hep işçi sınıfına saldırmak, hep devrime, iktidarı alma mücadelesine saldırmak, işçi sınıfının öncülerinin aklını bulandırmak, sonu gelmez bir biçimde sürdürülmektedir.
Burjuva ideologları, yanlarına bu eski solcu dönekleri, devşirmeleri alarak, işçi sınıfına saldırırken, başlıca şu noktalardan saldırmaktadırlar:
– Sınıf savaşımı bitmiştir. Çünkü işçi sınıfı diye bir şey yoktur ya da varsa da eskisi gibi değildir (Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ama bunlar, işçi sınıfının yaşama ve çalışma koşullarındaki en küçük bir değişikliği kanıt olarak sunup, işçi sınıfı eskisi gibi değildir, cümlesini kurduklarında kastettikleri, onun artık devrimci olmadığı ya da devrimde bir çıkarının olmadığıdır).
– Hadi diyelim sınıf savaşımı var, o hâlde devrim gerekli değildir, zordur, yapılamazdır ya da son derece otoriter bir şeydir, kaçınılması gereken bir şeydir.
– Sınıf savaşımının, işçi sınıfının iktidarı ve burjuva devletin parçalanması sonucu, proletarya diktatörlüğüne dönüşmesi kötüdür, şart değildir ya da iyi bir şey değildir.
– İşçi sınıfının iktidarı için, proletaryanın devrimci bir partisinin, hele hele, Leninci, illegal örgütlü bir çelik disiplinli ve savaşkan partinin varlığı, zaten anti-demokratiktir, kaçınılması, uzak durulması gereken bir şeydir.
Tüm bunları yaparken, Lenin, Marx, Engels ve diğer devrimci önderler, sürekli birbirine karşı çıkartılırlar.
Sürekli olarak “yeni”lenmekten söz ederler ama sürekli olarak eski yemekleri, hem de en bayat hâlleri ile, yeni bir ambalaj içinde karşımıza çıkartırlar.
Oysa tüm bunlara rağmen, sınıf savaşımı sürmektedir. Ve üstelik, dünyanın son 35 yılında devrim cephesinde, birkaçı bir yana bırakılırsa, dünyanın birçok ülkesinde, gelişmiş bir örgütlü mücadele yok iken. Bir ülkede devrimci mücadele yenilmiş ya da geri düşmüş ise dahi, orada sınıf savaşımı sürmektedir. Tüm burjuva devlet aygıtı, bunun örneklerini ortaya koyacak şekilde şiddetli bir mücadele yürütür, yürütmektedir. Yani, hiç de sınıf savaşımı bitmiştir diyerek, işçi sınıfına, devrimci harekete karşı mücadele etmekten geri duruyor değildirler. Sadece bu durum bile, egemenin paralı yazarlarının her adımda yalan söylediklerini kanıtlar. Sınıf savaşımı bitmiş ise, burjuva devlet işçilere, toplumsal muhalefete neden baskı ve şiddeti daha da fazla artırmaktadır? Tek başına bu, sınıf savaşımının varlığını ve sürmekte olduğunu onlar tarafından da kabul edilen bir gerçeklik olarak ortaya koymaya yeter.
Elbette sınıf savaşımının günümüzdeki hâl ve durumu, birçok açıdan bir tartışma konusu edilebilir. Elbette mücadele edenler için, egemene karşı nasıl bir mücadele yürütüleceği, hem teorik hem de pratik bir sorun olarak, bir tartışma konusu olarak ortadadır. Ki bizim dikkat noktamız burasıdır ve burası olmalıdır. Bu eski söylemlerin, işçi sınıfı ve onun devrimci mücadelesine karşı ideolojik haçlı seferinin karşısında bilimle, net bir duruşla yer almak, devrimci hareketin vazgeçilmez görevlerinden biridir. İşçi sınıfının öncüleri, devrimciler, sınıf mücadelesinin bugünkü koşullarda işçi sınıfı adına bir zaferle sonuçlanmasının yol ve yöntemleri üzerine tartışırken, bu haçlı seferine karşı da durmak zorundadırlar.
Hele hele bugün, işçi sınıfının yeni bir dirilişin arifesinde olduğu bugün, dünyanın savaş ile bu savaşı durduracak sosyalist devrimler arasında sıkıştığı bugün, devrim ve gelişmekte olan devrimde işçi sınıfının rolü üzerine tartışmak gereklidir.
Elinizdeki bu çalışma, bu amaçla kaleme alınmıştır. Esas olarak bölgemiz ve ülkemizdeki devrim üzerine yoğunlaşmış olsa da, elbette, meseleyi devrimin teorik ve pratik sorunları açısından ele almayı hedeflemektedir.
Stok Kodu:9786055172244Boyut:13,5 x 21 cmSayfa Sayısı:208Baskı:1Basım Tarihi:Mart 2025Dili:Türkçe
- Taksit Seçenekleri
- Diğer KartlarTaksit SayısıTaksit tutarıGenel Toplam368,39205,16636,10216,62925,34228,091219,96239,53
- Yorumlar
- Yorum yazBu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
-
-
-
-
-
-
340,00TL 255,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
200,00TL 150,00TL
-
-
-
-
-
-
-
300,00TL 225,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
420,00TL 315,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
400,00TL 300,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
340,00TL 255,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
200,00TL 150,00TL
-
-
-
-
-
-
-
300,00TL 225,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
420,00TL 315,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
400,00TL 300,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
340,00TL 255,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
200,00TL 150,00TL
-
-
-
-
-
-
-
300,00TL 225,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
420,00TL 315,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
400,00TL 300,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TLStokta yok
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TLStokta yok
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TLStokta yok
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
390,00TL 292,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
320,00TL 240,00TLStokta yok
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
300,00TL 225,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
390,00TL 292,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
320,00TL 240,00TLStokta yok
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
300,00TL 225,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
350,00TL 262,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
250,00TL 187,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
390,00TL 292,50TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
320,00TL 240,00TLStokta yok
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
300,00TL 225,00TL
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-